31 Ağustos 2008 Pazar

Tesadüfi Buluş "Fotoğraf"



Mucit: Louis-Jacques Daguerre / 1838
Kaza: Dağınık labaratuvar dolabı...

Bu rastlantısal buluşun nedeni kırık bir termometre...

Louis Daguerre, karanlık odada gümüş iyodür levhada açığa çıkan görüntüyü sabitlemenin yollarını arıyordu. 1838 yılında bir gün, farklı kimyasal maddelerin bulunduğu dolabına daha sonra kullanmak ve temizlemek üzere bozuk görüntülü bir film levhası koydu.

Bunu tekrar dışarı çıkardığında görüntü belirginleşmişti. Ancak Daguerre, bu garipliğe hangi kimyasal maddenin neden olduğunu bilmiyordu.

Bunun üzerine levhaları yerleştirdi ve kimyasal maddeleri birer birer dışarı çıkarttı. Dolabı boşaltmasına rağmen hala aradığı maddeyi bulamamıştı. Sonunda dolabın raflarından birinde kırılmış termometreden dökülmüş olan civayı fark etti...

Gümüşlü levha üzerinde alınan görüntü (daguerreotype), modern fotoğrafçılığın başlangıcı oldu. Yerini ancak on yıl sonra negatif ve pozitif film sürecine bıraktı.

29 Temmuz 2008 Salı

Best Action of The Euroleague

The voting for Photo Face-Off has finished with thousands of Euroleague fans having participated throughout the month to choose their favorite action photos from the 2007-08 Euroleague season. Gasper Vidmar of Fenerbahce Ulker has been the fans' choice for the best action photo, a jump hook over Kenan Bajramovic of Lietuvos Rytas. The face-off was very well-promoted in the Fenerbahce Ulker website and Vidmar has simply rolled over every opponent. Vidmar had 65% of all votes in the final agaisnt Marko Milic of Union Olimpija, but won the semifinal and quarterfinal series with a winning percentage of 81% and 97%, respectively. The fans of all Euroleague clubs deserve extra thanks for participating in such great numbers in the Photo Face-Off contest. And thanks to all the fans across Europe and beyond who made their voices heard in the 2008-09 Photo Face-Off! Keep in mind that a fans Face-off is coming up next!
http://euroleaguequiz.euroleague.net/faceOff08/home.php

25 Haziran 2008 Çarşamba

'Derin Devlet' TDK sözlüğüne girdi...

TDK, Türkçe sözlükte yer verdiği 'derin devlet'i şöyle tanımladı: Devletin çıkarlarını gözetip kolladığı öne sürülen, göz önünde olmayan örtülü güç.

'Derin Devlet' sonunda, Türk Dil Kurumu (TDK) tarafından hazırlanan Türkçe sözlüğe de girdi. Güncel Türkçe Sözlük'e 'andıç' ve 'hayali ihracat' sözcüğünü de ekleyen TDK, 'muzır yayın', 'limuzin', 'yoksulluk belgesi', 'cikcik', 'mail olmak', 'beyaz sayfa açmak' gibi pek çok kelimenin karşılıklarını verdi.

Bulunmayanı bildirin
TDK bünyesinde 2002 yılında kurulan 'Sözlük Bilim ve Uygulama Kolu'nun yürüttüğü 'Türkçe sözlük güncelleştirme' çalışmaları sonucu, bugüne kadar yüzlerce yeni söz sözlüğe alındı. TDK, Güncel Türkçe Sözlük'e yeni eklenen sözleri web sitesinde sıraladı ve vatandaşlara da şu çağrıyı yaptı: 'Sözlüğümüzde bulamadığınız sözleri lütfen Bilgi Edinme Hakkı bölümündeki etkileşimli belgeyi kullanarak bildiriniz. Gerekli araştırmalar yapıldıktan sonra bu sözler sözlüğe eklenecektir.'

Sözlüğe eklenen sözlerden en dikkat çekeni, ağırlıkla Susurluk sonrası kullanılan ve eski cumhurbaşkanları Süleyman Demirel ile Kenan Evren'in varlığını kabul etmeleriyle güncelleşen 'derin devlet' oldu. Dil alanında tek resmi referans kabul edilen Türkçe Sözlük'teki 'derin devlet' tanımı şöyle: Devletin çıkarlarını gözetip kolladığı öne sürülen, göz önünde olmayan örtülü güç.


Bilin de konuşun
Yakın tarihte en çok tartışılan 'andıç' ve 'hayali ihracat' ile yine Süleyman Demirel'in hem kendisi hem Başbakan Tayyip Erdoğan için uygun gördüğü 'Jakoben' de Türkçe Sözlük'te ilk kez şu karşılıklarıyla yer aldı:

Hayali ihracat: Malları ihraç ediyor gibi göstererek alınan fatura karşılığının vergi iadesini devletten haksız tahsil etme.
Andıç: Bir konuda uyarı ve hatırlatma amacıyla yazılan not.
Jakobenizm: Tepeden inmecilik.

Aslında günlük yaşamda yaygın olarak kullandığımız yüzlerce isim, sıfat, atasözü, deyim ya da bileşik fiil Türkçe Sözlük'e alınarak ölümsüzleşti. İşte, bu sözlerden bazılarının anlamları:

Muzır yayın: Pedagojik açıdan belli bir yaşın altında bulunan çocuklara zararlı olan kitap, gazete, dergi v.b. yayın.
Profiterol: Arasında krema bulunan özel yuvarlak şekilli toplar üzerine sıcak çikolata dökülerek yapılan bir çeşit tatlı.

Cuk oturmak boş kaldı!
Limuzin: Üç sıralı ve dört kapılı lüks, uzun ve geniş otomobil.
Cikcik: Acemi, bir işe yeni başlayan/Beyaz kum midyesi.
Mail olmak: Hayran olmak, vurulmak.
Papaz gibi: Saçı sakalı birbirine karışmış kimse.
Yoksulluk belgesi: Devletin sağladığı maddi ve ayni yardımlardan belli bir ölçüde yararlanmak üzere mahalle muhtarları tarafından düzenlenen ve muhtaç olanlara verilen belge.
Sent: Doların yüzde biri değerinde olan para birimi.
Yalakalık: Yaranmak amacıyla bir veya birkaç kişiye aşırı derecede övgüde bulunma işi.
Angutluk: Ahmaklık, bönlük, sersemlik.
Yıkamaç: Fotokopi makinası veya fotoğraf basma işinde kullanılan yıkama aleti.
Öperken ısırmak: Güleryüz gösterirken, kötülük yapmak.
Enseyi kapamak: Ümitsizliğe kapılmak, karamsarlığa düşmek, çaresiz kalmak.
Cuk oturmak: (Türk Dil Kurumu'nun web sitesinde ilgili bölümde Türkçe sözlüğe alındığı belirtilmekle birlikte, karşılığının ne olduğu verilmiyor)

Başka neler var?
Her hafta yeni sözlerle zenginleştirilen Güncel Türkçe Sözlük'te yeni yer bulduğu açıklanan diğer bazı sözcükler de şöyle:

Abaza peyniri, abdest küpesi, abramak, acele posta, acı pelin, adrenalin, Afyon kaymağı, ağır hasta, ah vah demek, ajan provokatör, akortlamak, alafranga tuvalet, alamerikan, alaturka tuvalet, Amerikansı, âşıklı, aşk eylemek, ayı görmeden bayram etme, ballamak, barlam, başında torbası eksik, bayram gazetesi, berdel, beslenme yetersizliği, bey, beyaz sayfa açmak, borsa komiseri, Bulgarlık, bunakça, Burundili, büyük hanım, çengüçağanak, çocuklamak, çoksatar, dalgalı borçlar, dB (Dubniyum elementinin simgesi), Değirmendere fındığı, dengesiz beslenme, depolitizasyon, diaspora, domates dolması, dudakdeğmez, duran top, erkân kürkü, erkân minderi, etten önce çömleğe düşmek, eylemlilik, fiskos masası fiskos sehpası, gaza gelmek, gelirat, halı saha, hipermarket, iç spiker, iniş takımları, iti ite kırdırmak, iyilikbilmez, kabak dolması, kabalacılık, Kadir Gecesi, kadüklük, kara liste, Kınalı kuzu, kıyıdaş, kızılsöğüt, köpürgen, kulak sadakası, kumrucu, lahana sarması, laklamak, lebdeğmez, masaya oturmak, Meryem Ana, Mustafakemalpaşa tatlısı, müzikçilik, nazlaşma, on milyonluk, otel faresi, oya ağacı, ödeyesiye, övgücü, sövgücü, öz geçmiş, pamuk helvası, paradigma, Siirt battaniyesi, sürmanşet, şah mat, Taoculuk, telefon diplomasisi, Türk kahvesi, uydu kent, virman, ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli, ya devlet başa ya kuzgun leşe, Yakın Şark, yapay dölleme, yel vermek, yerel televizyon, yıkkınlık göstermek, yırtımcı, yuva kavunu.

17 Mayıs 2008 Cumartesi

FATİH'İN HALKINI İMTİHANI

Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul'u fethetme planları yapıyordu. Daha henüz 21 yaşında bulunan hükümdar, İstanbul'un fethine girişmeden önce halkını imtihan etmek istemişti. Sabahın erken saatlerinde tebdili kıyafet ederek Osmanlı'nın başşehri Edirne'de çarşıya çıktı. Çarşının bir tarafından girip alışveriş yapmaya başladı. Birinci dükkana varıp bir şey aldı. İkinci bir şey istediğinde dükkan sahibi vermedi. Tabii Fatih'i tanımıyordu. Fatih Hazretleri mal olduğu halde neden vermediğini sordu.

Adam: - Ben sana bir şey satmakla sabah siftahımı yapmış oldum, ikinci alacağını da karşıdaki dükkandan al. Çünkü o henüz siftah etmemiştir, dedi. Fatih memnun olmuştu. Öbürüne vardı bir miktar mal aldı... İkincisini istediğinde o da vermeyip komşu dükkana gönderdi. Böylece Fatih koca çarşıyı baştan sona kadar dolaştı... Hepsinde aynı mukabele ile karşılaşmıştı. Aldıkları erzağı, medresede ilim tahsil eden talebelere gönderdi, kendisi de saraya gelip Allah'a şükür secdesine kapandı ve şöyle dedi:

- Ya Rabbi sana hamdolsun... Bana böyle birbirini düşünen millet ihsan ettin. Ben bu milletimle değil Bizans'ı, dünyayı bile fethederim, dedi ve İstanbul'un fetih planlarını hazırlamaya başladı.

51 gün süren kuşatmadan sonra Bizans, Akşemsettin Hazretlerinin de bizzat iştirakiyle fetholunmuştu. İstanbul fetholunduktan sonra, Osmanlı İmparatorluğu'nun merkezi Edirne'den İstanbul'a taşındı.

14 Mayıs 2008 Çarşamba

Müjdeli Haber!

Uzun zamandır bu anı bekliyordum ve sonunda ben de artık işe başlıyorum. 2007 Eylül'den beri kendime uygun bir iş aramakla meşguldüm. Nihayet kendi alanımla ilgili bir işte çalışma fırsatını yakaladım. Neden bu kadar bekledin diyecek olursanız şöyle açıklayabilirim:

Öncelikle üniversiteden yeni mezun olmuş insanda, belli belirsiz bir iş kaygısı ortaya çıkıyor. Daha sonra seçeceğiniz sektör hakkında kararsız olduğunuzu fark ediyorsunuz. Bu durum da doğal olarak zorunlu bir piyasa araştırmasını gerektiriyor. Hangi sektörde çalışmak istediğinize karar vermek, iş görüşmelerine katılmak ve yeterli tecrübe kazanmak bu süreçte önemli faktörlerden. Hatta bazı olumsuz gelişmeler insanı depresyona sokabiliyor. O yüzden mezun olacak arkadaşlara tavsiyem acele etmesinler. Er geç mutlaka kendilerine uygun işi bulacaklardır. Bunun için gerekli olan sadece araştırmak ve girişimci olmak...

Velhasıl, ben de 2,5 - 3 aylık bir sürenin sonunda kendi işimi elde ettim. Artık 20 Mayıs Salı günü benim için milat niteliğinde olacak. Beni bekleyen bir günlük oryantasyondan sonra yaklaşık iki aylık bir staj dönemine gireceğim. Bu süre sonunda gencecik bir yönetici olarak çalışanlar ordusuna resmen katılmış olacağım. Nasıl oldu da bu günlere geldim hala inanamıyorum :) İnşallah hayırlara vesile olur. Darısı diğer bütün iş arayanların başına.

12 Mayıs 2008 Pazartesi

Neler Geldi Neler Geçti Felekten, Un Elerken, Deve Geçti Elekten

Varlıklı bir adam, kızını uzaktan bir köye gelin etmiş. Kızına verdiği çeyizi deveyle göndermiş. Aradan epey zaman geçmiş, adam kızının köyüne, onları görmeye gitmiş. Kızı un eliyormuş, babası ona: "Nasılsın?" diye sormuş. Kız, uzun uzun dertlenmeden, şikayet etmeden, babasına durumu şöyle dile getirmiş:

"Neler geldi, neler geçti felekten
Un elerken, deve geçti elekten"

Baba, bu arifane sözlerden; kızının ailesinin çok yoksul düştüklerini, her şeyi sattıkları gibi deveyi de sattıklarını, onun parasıyla buğday aldıklarını ve şimdi o buğdayın ununu elediğini anlamış.
***

Bu deyim, "sıkıntıların, yoksulluğun, hayatta insanın başına neler getirdiğinin" bir özeti olarak söylenir.

FIKRA

40 yıl sürecek bir araştırma için 3 astronot uzaya gönderilecekmiş. Bunlardan birisi de Temel'miş. Gitmeden önce bunlara istedikleri bir şeyi yanlarında götürebilecekleri söylenmiş. Birisi "Ben 40 yıllık çikolata istiyorum" demiş. Diğeri "Ben de 40 yıllık süt istiyorum" demiş. Sıra Temel'e geldiğinde "Ben de 40 yıllık sigara istiyorum" demiş.

Bunlara istedikleri verildikten sonra uzaya gönderilmişler. Aradan 40 yıl geçmiş ve dünyaya dönmüşler. Uzay mekiğinden sırayla inmeye başlamışlar. Çikolata isteyen sapasağlam bir vaziyette inmiş. Ardından süt isteyen de aynı şekilde inmiş. Temel inmiş, yüzü gözü şişmiş bitkin bir vaziyette, bekleyenlere dönerek:

- Allah aşkına biriniz bi kibrit versin!

8 Mayıs 2008 Perşembe

Gelelim Bamyanın Faziletine

Köyün birinde cami cemaatinden bir adamcağız varmış. Hem saf hem de cahilceymiş ama, tek arzusu imam efendiler gibi kürsüye geçip, cemaate vaaz etmek nasihatte bulunmak imiş. Bu sebeple ne vakit bir fırsat bulsa -mesela imam azıcık gecikse- hemen kürsünün ucuna ilişir, kürsüde duran vaaz kitabını imamın işaretlediği yerden açar, hem okur, hem anlatırmış.

Cemaat bunun bu haline önceleri gülüp geçiyorsa da, bakmışlar işi azıtıyor. Artık eskisi gibi kürsünün kenarına ilişmek yerine iyice içine kuruluyor, imam varmış yokmuş fark etmeden "Ey cemaat! Ey Ümmet-i Muhammed! Ey gafiller!..." diye veryansın ediyormuş.

Cemaatten birkaçı:
"Şuna iyi bir ders vermezsek, başımıza Şeyhülislam kesilecek" diye karar almışlar ve imamı da tezgahın içine dahil edip, bir oyun hazırlamışlar.

Bir cuma günü cami tıklım tıklım dolu iken, imam bilerek vaaza geç kalmış. Caminin öteberi işlerini gören ve müezzinlik yapan başka biri ise, her vakit kürsüde duran vaaz kitabını alıp, yerine bir yemek kitabı koymuş. Bizimkisi bakmış imam ortada yok. Cemaat da maşallah pek kalabalık. Hemen ayağa kalkıp, safları yara yara kürsüye gelip çıkmış. Şöyle bir boğazını temizledikten sonra, önündeki hazır duran kitabı işaretli yerinden açmış ve okumaya başlamış.

"Eveeet, gelelim bamyanın faziletlerine..."
***

Bu deyim, bir mevzu anlatılırken konuşanın lafı uzatması, alakasız konulara girmesi gibi durumlarda kullanılır. "Önemli işleri bitirdik de, sıra bunlara geldi.." manasına gelir.

Daler Mehndi - Tunak Tunak Tun



Daler Mehndi'den neşeli bir müzik video... Her ne kadar sözlerini anlamasam da çok hoşuma gitti. Az çok şarkının temasını da anlayabildiğimi söyleyebilirim. Şöyle ki; klibin başlangıcında ortaya çıkan 4 kişi -ki bunların hepsi Daler Mehndi- dünyadaki 4 ana madde olan toprak, ateş, su ve havayı temsil ediyor. Daha sonraki kısımlarda sözlerin içinde geçen "Ya Rab" kelimesi ise bende yaratılışı anlattığı izlenimini yarattı. Bilmiyorum doğru mu analiz ettim...

Dip : Malumunuz YouTube'a uygulanan engelleme nedeniyle başka sunuculardan faydalanıyoruz. Aslında, pek şikayetim olduğu söylenemez bu hususta.

6 Mayıs 2008 Salı

Dizilerdeki birbirinden komik mantık hataları

Dizilerin süreleri 90 dakikaya çıkınca çekim ekipleri de adeta sette yaşamaya başladı. Bu durum bazı sahnelerde gülünesi mantık hatalarına yol açmaya başladı. İşte size birkaç örnek...

KURTLAR VADİSİ
Polat, sırtına saplanan tırtıklı bıçağı on saniyelik bir hamleyle kapı aralığına sıkıştırıp çıkarttı. Ardından sırtından ameliyat olan Polat, hastaneden kaçırılırken sırtüstü sedyede taşındı.

EZO GELİN
Nurgül Yeşilçay'ın başrolünü oynadığı dizinin bir bölümünde hava daha aydınlıkken iftar topu patladı. İftardan sonra bahçeye çıktıklarında ise hâlâ günlük güneşlik bir hava vardı...

KÖPRÜ
Dizide komutan, askerle konuştuktan sonra emir veriyor. Kafasında kep bulunan asker ise başını eğip uzaklaşıyor. Oysa kafada kep varken el ile selam verilmesi askerlik kuralıdır.

BIÇAK SIRTI
Dizinin bir bölümünde Murat'ın öğretmeni iftara davet ediliyor. Oysa hava daha aydınlık. Daha da komiği iftar dönüşü öğretmen eve bırakılırken havanın hâlâ aydınlık olması.

BİNBİR GECEŞehrazat'la Bennu'nun sabah kahvaltısı yaptıkları dakikalarda eş zamanlı olarak Onur Aksal'ın yasak aşkı Yasemin'le akşam yemeği yemesi gözlerden kaçmadı. Bir başka çekim hatası da Yasemin'in kaza sahnesiydi. Yasemin aracıyla bir hayvana çarptı. Arabanın farı bile kırılmadı.

DOKTORLAR
Doktor Zenan alt katta, Doktor Suat üst katta hastanenin camından dışarıya bakıyorken kamera aşağıdan yukarı çekim yapıyordu. Ancak bu sırada kamerayı çeken vincin gölgesi de aynen ekrana yansıdı.

HATIRLA SEVGİLİ
Rüya 1961'de doğmuştu. Dizi şimdilerde 1969'u anlatıyor. Ancak Rüya'nın hâlâ Ahmet ile Yasemin'in 1966'daki tren yolculuğunda karşılaştığı günkü gibi olması yani hiç değişmemesi dikkat çekiyor.

KAVAK YELLERİ
Efe, sevgilisi Su ile tartışırken "Adını bile benden sakladın" diye bağırdı. Diziyi kaçırmayanlar Su ile Efe'nin ilk tanışmalarında "Adım aslında Sultan, Su isim olarak daha iyi oluyor" dediğini de çok iyi biliyor.

SESSİZ FIRTINA
Erkan Petekkaya ile Arzum Onan'ın oynadığı dizide sürekli telefonlar dinleniyor. Oysa, telefon dinleme mahkeme kararıyla en çok üç ay için yapılabiliyor. Ama dizide mahkeme kararına ihtiyaç duymadan sürekli telefon dinleniyor.

MENEKŞE İLE HALİL
Dizinin 3'üncü bölümünde, ağabeyi ve kocası tarafından Menekşe'nin elleri önden bağlanıyor. Elleri rahatça hareket ettiğine göre ağzındaki bez parçasını çıkarıp, neden yardım istemediği ise hâlâ merak konusu.

Mynet.Com

Çatal

Çatalı ilk kullananların Yunanlılar olduğu sanılmaktadır. Çatalın yemek masalarındaki kullanımı M.S. yedinci yüzyılda Ortadoğu'daki zengin ve itibarlı ailelerde görülmektedir. 13'üncü yüzyılda Bizanslılara, onlardan da İtalyanlara geçmiştir. Fransa'da ise gösterişe kaçıyor diye kabulü yavaş olmuştur.

Avrupa'da çatalın kullanılıp yaygınlaşması 16. yüzyıldan sonra olmuştur. Daha önceleri altın, demir ve billurdan yapılan tipleri nadide eşyalardan sayılırdı. On altıncı yüzyıl sonunda Fransa kralı III. Henri et yerken çatal kullandığı için örf ve adetlere uymadı diye çok tenkid edilmiştir.

17. yüzyılda kullanılanlar iki dişli ve menteşeli olduğundan ortadan katlanabiliyordu. O zamanlarda soylu ve asil bilinen Avrupalı ailelerde kullanılırdı. Anadolu'da ise geniş olarak 19. yüzyıl sonlarına doğru kullanılmaya başlanmıştır.

Mehmet Âkif Ersoy - Küfe

Beş on gün oldu ki, mu'tâda inkıyâd ile ben
Sabahleyin çıkıvermiştim evden erkenden.
Bizim mahalle de İstanbul'un kenârı demek:
Sokaklarında gezilmez ki yüzme bilmiyerek!
Adım başında derin bir buhayre dalgalanır,
Sular karardı mı, artık gelen gelir dayanır.
Bir elde olmalı kandil, bir elde iskandil,
Selâmetin yolu insan için bu, başka değil!
Elimde bir koca değnek, onunla yoklayarak,
Önüm adaysa basıp, yok, denizse atlayarak,
- Ayakta durmaya elbirliğiyle gayret eden,
Lisân-ı hâl ile amma rükûa niyyet eden -
O sâlhûrde, harâb evlerin saçaklarına,
Sığınmış öyle giderken, hemen ayaklarına
Delîlimin koca bir şey takıldı... Baktım ki:
Genişçe bir küfe yatmakta, hem epey eski.
Bu bir hamal küfesiymiş... Aceb kimin? Derken;
On üç yaşında kadar bir çocuk gelip öteden,
Gerildi, tekmeyi indirdi öyle bir küfeye:
Tekermeker küfe bîtâb düştü tâ öteye.
- Benim babam senin altında öldü, sen hâlâ
Kurumla yat sokağın ortasında böyle daha!
O anda karşıki evden bir orta yaşlı kadın
Göründü:
- Oh benim oğlum, gel etme kırma sakın!
Ne istedin küfeden yavrum? Ağzı yok, dili yok,
Baban sekiz sene kullandı... Hem de derdi ki: "Çok
Uğurlu bir küfedir, kalmadım hemen yüksüz... "
Baban gidince demek kaldı âdetâ öksüz!
Onunla besliyeceksin ananla kardeşini.
Bebek misin daha öğrenmedin mi sen işini?"
Dedim ki ben de:
- Ayol dinle annenin sözünü...
Fakat çocuk bana haykırdı ekşitip yüzünü:
- Sakallı, yok mu işin? Git, cehennem ol şuradan!
Ne dırlanıp duruyorsun sabahleyin oradan?
Benim içim yanıyor: Dağ kadar babam gitti...
- Baban yerinde adamdan ne istedin şimdi?
Adamcağız sana, bak hâl dilince söylerken...
- Bırak hanım, o çocuktur, kusûra bakmam ben...
Adın nedir senin, oğlum?
- Hasan.
- Hasan, dinle.
Zararlı sen çıkacaksın bütün bu hiddetle.
Benim de yandı içim anlayınca derdinizi...
Fakat, baban sana ısmarlayıp da gitti sizi.
O, bunca yıl çalışıp alnının teriyle seni
Nasıl büyüttü? Bugün, sen de kendi kardeşini,
Yetim bırakmıyarak besleyip büyütmelisin.
- Küfeyle öyle mi?
- Hay hay! Neden bu söz lâkin?
Kuzum, ayıp mı çalışmak, günah mı yük taşımak?
Ayıp: Dilencilik, işlerken el, yürürken ayak.
- Ne doğru söyledi! Öp oğlum amcanın elini...
- Unuttun öyle mi? Bayramda komşunun gelini:
"Hasan, dayım yatı mekteplerinde zâbittir;
Senin de zihnin açık... Söylemiş olaydık bir...
Koyardı mektebe... Dur söyleyim" demişti hani?
Okutma sen de hamal yap bu yaşta şimdi beni!

Söz anladım uzun, hem de pek uzun sürecek;
Benimse vardı o gün pek çok işlerim görecek;
Bıraktım onları, saptım yokuşlu bir yoldan,
Ne oldu şimdi aceb, kim bilir, zavallı Hasan?

Bizim çocuk yaramaz, evde dinlenip durmaz;
Geçende Fâtih'e çıktık ikindi üstü biraz.
Kömürcüler kapısından girince biz, develer
Kızın merâkını celbetti, dâima da eder:
O yamrı yumru beden, upuzun boyun, o bacak,
O arkasındaki püskül ki kuyruğu olacak!
Hakîkaten görecek şey değil mi ya? Derken,
Dönünce arkama, baktım: Beş on adım geriden,
Belinde enlice bir şal, başında âbâni,
Bir orta boylu, güler yüzlü pîr-i nûrânî;
Yanında koskocaman bir küfeyle bir çocucak,
Yavaş yavaş geliyorlar. Fakat tesâdüfe bak:
Çocuk, benim o sabah gördüğüm zavallı yetîm...
Şu var ki, yavrucağın hâli eskisinden elim:
Cılız bacaklarının dizden altı çırçıplak...
Bir ince mintanın altında titriyor, donacak!

Ayakta kundura yok, başta var mı fes? Ne gezer!
Düğümlü alnının üstünde sâde bir çember.
Nefes değil o soluklar, kesik kesik feryad;
Nazar değil o bakışlar, dümû-i istimdad.
Bu bir ayaklı sefalet ki yalnayak, baş açık;
On üç yaşında buruşmuş cebin-i safi, yazık!
O anda mekteb-i rüşdiyyeden taburla çıkan
Bir elliden mütecâviz çocuk ki, muntazaman
Geçerken eylediler ihtiyârı vakfe-güzin...
Hasan'la karşılaşırken bu sahne oldu hâzin;
Evet, bu yavruların hepsi, pür sürûd-i şebâb,
Eder dururdu birer âşiyân-ı nûra şitâb.
Birazdan oynıyacak hepsi bunların, ne iyi!
Fakat Hasan, babasından kalan o pis küfeyi,
-Ki ezmek istedi görmekle reh-güzârında-
İlel'ebed çekecek dûş-i ıztırârında!
O, yük değil, kaderin bir cezâsı ma'sûma...
Yazık, günâhı nedir, bilmeyen şu mahkûma!

***
Mehmet Âkif şiirleriyle lise yıllarımda tanıştım. İşte okuduğum o şiirler içinde en beğendiklerimden birisidir "Küfe". Şiirin içinde en sevdiğim kısım ise; "Sakallı, yok mu işin? Git, cehennem ol Şuradan!" mısrasıdır. Büyük üstada bir kez daha saygılar! Mekanı cennet olsun inşallah.

5 Mayıs 2008 Pazartesi

Quantum of Solace - Bond 22

Bildiğiniz üzere Bond Filmleri dünyada oldukça yaygın. Kime sorsanız bilir yani, o derece. Ben de bir aksiyon tutkunu olarak Bond Filmlerine özel ilgi besliyorum.

Kimler geçmedi ki bu perdeden; Sean Connery, George Lazenby, Roger Moore, Timothy Dalton, Pierce Brosnan.. ve en son Casino Royale'den tanıdığımız Daniel Craig. Bütün bu aktörlerin içinde gelmiş geçmiş en iyi Bond, şüphesiz Sean Connery'di. Ancak Daniel Craig Casino Royale'deki performansıyla göz doldururken bu kalıplaşmış yargıyı da yıkacak gibi duruyor.

İşte bugünlerde, geçen sefer 'set kazası' diye haber verdiğimiz, Bond serisinin 22'nci filmi olan Quantum of Solace çekiliyor. Yapılan yorumlara ve ayrılan dev bütçeye bakılırsa Casino Royale'den daha iyi iş çıkaracak gibi...

Ben de bugün, çok konuşulan şu Bond efsanesinin son filmini bir irdeleyeyim dedim. Yaptığım araştırmalara dayanaraktan kendi fikrimi beyan etmem gerekirse; ortaya gerçekten güzel bir çalışma çıkmış. Herkes gibi ben de filmin vizyona girmesini bekliyorum, bakalım nasılmış?

Önce filmin künyesi ile başlayalım...

Yapım : 2008, ABD / İngiltere
Tür : Aksiyon / Dram / Macera
Yönetmen : Marc Forster
Senaryo : Neal Purvis, Robert Wade, Paul Haggis
Oyuncular : Daniel Craig, Judi Dench, Mathieu Amalric, Jeffrey Wright, Olga Kurylenko, Giancarlo Giannini, Jesper Christensen, Gemma Arterton
Yapımcı : Barbara Broccoli, Michael G. Wilson
Görüntü Yönetmeni : Roberto Schaefer
Müzik : David Arnold
Gösterim Tarihi : 7 Kasım 2008
Filmin Web Sitesi : http://www.007.com/

- Özet -

Sevdiği kadın Vesper tarafından ihanete uğrayan 007, içinden gelen dürtüye karşı koyarak son görevini kişiselleştirmemeye çalışır. Kararlılıkla doğruyu ortaya çıkarmaya çalışırken Bond ve M , Mr. White’ı sorguya çekerek, Vesper’a şantaj yapan, kimsenin tahmin edemeyeceği kadar karmaşık ve tehlikeli bir şebekeyi ortaya çıkarırlar.

Adli bilgiler MI6’ya ihanet eden bir kişi ve Haiti’de bir banka hesabı arasında bir ilişkiyi ortaya koyar ve başkasıyla karışan kimliği, Bond’un burada kendi kan davası için çalışan güzel fakat alıngan kadın Camille ile tanışmasını sağlar. Camille, Bond’u doğruca gizemli bir organizasyonun başındaki nereden geldiği belirsiz iş adamı Dominic Greene’e götürür.

Görevi nedeniyle Avusturya, İtalya ve Güney Amerika’ya giden Bond, Greene’in dünyanın en önemli doğal kaynaklarından birinin tüm kontrolünü ele geçirmek için sürgündeki General Medrano ile anlaşma yaptığını öne sürerek komplo düzenlediğini ortaya çıkarır. Greene, organizasyondaki ortaklarını, CIA ve İngiliz hükümetindeki güçlü kontaklarını kullanarak, General’e görünürde verimsiz olan bir bölgeyi almak karşılığında Latin Amerika’daki rejimi yıkacağına ve kontrolü ona vereceğine dair söz verir.

İhanet ve yalan ortamında Bond gerçeği ortaya çıkarmak için eski dostları ile güçlerini birleştirir. 007, Vesper’ın ihanetinden sorumlu olan kişiyi bulmaya yaklaştıkça Greene’nin tehditkar planını ortaya çıkarmak ve organizasyonunu durdurmak için, CIA’in, teröristlerin ve hatta M’in bir adım önünde olmak zorundadır.

Trailer - Quantum of Solace



Filmin Fotoğrafları

Suya Düştü

Vaktiyle, Yeniçeri'lerin topçu ocağında, askerlerin atış talimi başlıbaşına seyirlik bir hadiseydi. Atışların, el ve göz yordamıyla yapıldığı o zamanlar, Bölükbaşı atış yapacak ere şöyle emir verirdi:

"Haydi oğlum aslan, yamacıma yaslan, barut hakkı iki cezve ile bir kepçe. Allah rast getire, nişangahına denk getire. Endahtttt.."

Top ateşlenir ve hedefin yakınlarına siper almış olan gözcü neferi atışın sonucunu bildirirdi:

"Bir bağ, üç evlek sağa kaydı kumandanım!"
Bunun anlamı:

"Mermi hedefi bulmadı kumandanım. Devlet-i Ali'nin güllesi, bad-i heva zayi olup gitti" demekti.

Karadan denize yapılan atış talimlerinde ise, deniz ortasına eskimiş bir tekne bağlanır ve topçulardan bu eskimiş tekneyi vurmaları istenirdi. İşte bu sırada hedefi vuramayan mermiler; 'suya düşerdi'. O zaman gözcü neferleri:

"Suya düştü kumandanım!" diye bağırırlardı.
***

Bu deyim, işimizin herhangi bir nedenle yarım kalması, olmaması karşısında, "işimizin suya düştüğü" şeklinde kullanılır. "Bir netice alamadık, emeğimiz zayi oldu, planlarımız boş çıktı" manasındadır.

3 Mayıs 2008 Cumartesi

Çengelli İğne

Dünya, Walter Hunt tarafından bulunan, çok basit ama faydalı bu ürünle 1849'da tanıştı. Çengelli iğne, ABD'li mucit tarafından sadece 15 dolar kazanabilmek amacıyla bir iddia sonucu ortaya çıkmıştır.

Ancak çengelli iğne aslında çok daha eski bir buluştur. Bu tarihten 2000 yıl öncesinde Romalıların yaylı bir çeşit çengelli iğne kullandıklarına dair kanıtlar vardır. Romalılar birçok buluşa isimlerini yazdırmışlar ancak çoğu unutulup gitmiştir, taa ki yeniçağda tekrar icat edilene dek. 1842 yılında Thomas Woodward tarafından Amerika'da farklı yapıya sahip bir çengelli iğne için patent alınmıştı. Bu iğne, sıradan bir iğnenin uç kısmına takılan metal parça ile tutturuluyordu. Ancak bu hem güvenlik hem de kullanış sorunları doğuruyordu.

Bazı buluşlar tesadüf eseri, bazıları birşeylerden esinlenilerek, bazıları ise yıllar süren uzun çalışmalar sonucu ortaya çıkmaktadır. Çengelli iğne ise Hunt'ın teknik ressamlara olan borçlarını ödeyebilmek için geliştirdiği bir buluştur. Hunt oldukça zeki ve üretken bir mucittir.

Hunt'ın borç yaptığı insanlar ortaya bir iddia atmışlar ve bir tel parçası ile işe yarar bir buluş yapması halinde borçlarını kapatacaklarını ve üzerine para vereceklerini taahhüt etmişler. Hunt'ta bunun üzerine 3 saatlik bir çalışma sonrasında çengelli iğneyi icat etmiş.

Hunt bu icadından sadece ödül olarak aldığı 400$ ile yetinmiştir. Çünkü anlaşma yaptığı kişilere bu icadın patentini devretmek zorunda kalmıştır. Çengelli iğne 150 yılı aşkın bir süredir çok fazla bir değişikliğe uğramadan günümüzde hala kullanılmaktadır.

Çengelli iğne, toplumlarda farklı inanışlara da sebep olmuştur. Şöyleki, Anadolu insanı çengelli iğnenin nazara karşı koruyucu bir etkisi olduğuna inanmaktadır ve aynı zamanda "sefalet"in simgesi olarak da kullanılmaktadır.

FIKRA - 100 Milyon

Zengin ağa eğlence için yalan söyleme yarışı düzenlemiş. Kazanana yüz milyon verecekmiş. Bir sürü adam gelmiş, hiç biri kazanacak yalanı söyleyememiş. Yarışmaya en son katılan Temel:
- "Benim babam sizin babanıza yüz milyon borç vermiş. Bana yüz milyon borcunuz var." demiş.
- "Yalan" demiş ağa.
Temel:
- "Yalansa en güzel yalanı söyledim, yüz milyonu verin. Doğruysa babamın yüz milyonunu istiyorum."

29 Nisan 2008 Salı

GÜNÜN FOTOĞRAFI - Salyangoz Gezintiye Çıkmış...

Yıkıcı Derbi


Bırakın puanı, şampiyonluğu... Çok daha “hayati” konularda “yıkıcı” oldu derbinin sonucu!..
İşin tuhafı sadece Fenerbahçe açısından değil, “kazanan” Galatasaray da kaybetti!..
Böyle bir derbi neticesi, ancak Türkiye’de gerçekleşebilirdi.
Önce Fenerbahçe’den başlayayım:
Yıllarca emek vereceksin. Bütçeyi 10’a katlayacaksın. Dünya çapında bir stadı, yoktan var edeceksin. Taraftarın üşümesin diye tribünlere ısıtıcı bile yerleştireceksin.
Yıldızlar alacaksın. Tesisler kuracaksın... Hem Avrupa’da çeyrek finale çıkacaksın, hem taraftarına/üyene birinci sınıf hizmet sunacaksın.
Tam “Çağ atladım” derken, “aynı tas aynı hamam”!
Samandıra’dan çıkan Alex ve Kezman’a saldırı...

İnsaf be adam!
Yabancıyı bırakın, hangi yerli yıldız İstanbul’a koşa koşa gelebilir artık?
Yazık... Lakin “malzeme” böyle; Fenerbahçe ne kadar “iyi” ise zaman ve zemin o kadar kötü.
Kökü derinlerde bir mesele... Töre cinayetlerini işleyenlerin de bazıları Fenerbahçe’li... Trafik tartışmasında adamı suya atıp boğanların da... Çek senet mafyasının da... Karaborsacıların da.
Bazı aktörler taş devrinde kalmışsa, istediğin kadar çağdaş olmaya çalış; işe yaramıyor.
Fenerbahçe’nin temsil ettiği “futbol konforu”nun iflası işte böyle oluyor.
Bu bir tür direniştir...
Fenerbahçe’nin şahsında Türk Futbolu’nun muasır medeniyeti reddinin belgesidir.
İlkellik genlerimizden kazınmadıkça, isterse Avrupa şampiyonu olsun, hiçbir kulübümüzün beşeri ilişkiler açısından Avrupalı olamayacağının göstergesidir.
* * *
Gelelim kazanırken kaybeden Galatasaray’a...
Başkanı yeni, parası cüzi, hocası eğreti, futbolcuları ince hesaplar içindeki Galatasaray’ın derbiyi kazanması ve şampiyonluğun en büyük adayı olması, tüm futbol gerçeklerinin tersyüz edilmesi değil mi?
Hele şampiyonluk alınırsa... Resmen, “bozuk düzen”in sportif ödüllendirilmesi ile karşı karşıya kalacaktır kamuoyu. Şaşıracaktır. Doğru’ya inancını yitirecektir.
Galatasaray kupayı kaldıracak, kaos zafer kazanacaktır.
Daha da kötüsü örnek olacaktır.
Peki sonra?.. Galatasaray anahtarlarını birkaç futbolcuya teslim etmek zorunda kalacaktır belki. Onlar da ister ibadete açarlar, ister 45 yaşına kadar futbol oynarlar.
Cevat Güler ne olacak?.. Şampiyon hoca değiştirilir mi?
İçinden çıkılmayacak sorunlar getirdi Galatasaray’ın galibiyeti.
Türk Futbolu, kaybeden Fenerbahçe’nin şahsında muasır medeniyeti ne kadar reddetmişse, muhtemel şampiyon Galatasaray’ın şahsında da o kadar mahcup etmiştir.
Derbide bir kazanan, bir kaybeden yoktur...
Daha doğrusu kazanan yoktur.
Anlayacağız ama kim bilir kaç yıl sonra.

Ercan Güven / Milliyet

27 Nisan 2008 Pazar

Türk Telekom Videofon Reklamı - CMYLMZ

Oldum olası Cem Yılmaz esprilerinden hazzetmemişimdir. Ancak son reklamını izlediğimde gülmekten kırıldığımı itiraf etmeliyim. Cem Yılmaz'ın Türk Telekom için hazırladığı son reklam filmi gerçekten güzel olmuş. Reklamın henüz çok yeni olmasına rağmen gördüğü ilgi de başarısını kanıtlar nitelikte.

Açıkçası bir önceki 'balıkçı' reklamını da sempatik bulmuştum. Gitgide reklamlarındaki mizahı arttıran Cem Yılmaz'dan ilerleyen zamanlarda daha iyilerini bekliyoruz...

23 Nisan 2008 Çarşamba

23 Nisan Kutlu Olsun!


23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Büyük Millet Meclisi'nin açılış yıldönümü olan 23 Nisan'da her yıl çoşkusu hiç azalmadan kutlanıyor.

Bazen düşünüyorum da, 23 Nisan Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal bayramı olmasına rağmen neden tüm dünya çocuklarına armağan? Bizim değil de bir başka milletin bayramı olsa paylaşırlar mıydı acaba? İşte o zaman anlıyorum ki Ulu Önderimiz Atatürk'ün çocuk sevgisi ne yüceymiş... Tarihte 'Lider' diye bahsedilen kimileri çocukları katletmekten çekinmezken, Atatürk onlara sevgi, dostluk ve kardeşlik hediye etmiş. Ne mutlu bizlere ki böyle bir öndere sahibiz.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun... Nice 23 Nisanlara, nice bayramlara erişiriz inşallah.

22 Nisan 2008 Salı

EARTHDAY - Dünya Günü


Dünya Günü, her yıl 22 Nisan'da kutlanan bir gündür. İlk defa John McConnell tarafından 1969'da oluşturulmuş. Hatta üstteki NASA fotoğrafı da Gayriresmi Dünya Günü bayrağı olarak kabul ediliyor. Amaç çevre kirliliğine ve küresel ısınmaya dikkat çekmek.

İntenette gezinirken görmüşsünüzdür, görmediyseniz de göreceksinizdir. Yahoo, Google ve YouTube gibi önde gelen bazı siteler bu gün için logolarını değiştirmişler. Böylece Dünyada 'en çok tıklanan' kategorisinde yer alan bu siteler de bir nebze olsun bu gün için katkıda bulunmuş oluyorlar. Tabi önemli olan ne kadar etkili olduğu... Biz yine de iyimser düşünmeye devam edelim.

Set Kazası!

Yeni James Bond filmi Quantum of Solace'de rol alan Aston Martin göle uçtu...

(21 Nisan 2008) Merakla beklenen yeni James Bond filmi Quantum of Solace'in çekimleri devam ediyor. Filmin neredeyse başrol oyuncuları arasında kabul edilen (diğer oyunculara göre çok daha ucuz) 250 bin dolar değerindeki Aston Martin göle düştü.

Arabayı sete götüren bir dublör yağmur nedeniyle arabanın kontrolünü kaybedince araba bir anda yoldan çıktı ve göle düştü. Kazada dublörün yaralandığı, arabanın ise büyük hasar gördüğü açıklandı.

Filmin tamamlanıp gösterime giriş tarihi olarak Kasım 2008 gösteriliyor. İşte o zamana kadar sizi oyalayacak küçük bir trailer...

21 Nisan 2008 Pazartesi

Film Festivali Sona Erdi

Bu yıl 27'ncisi düzenlenen İstanbul Film Festivali'nin ödülleri, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'ndaki Kapanış Galası ve Ödül Töreni'nde sahiplerini buldu. İşte ödül töreninden notlar;

Galada, çağdaş Rus sinemasının en önemli yönetmenlerinden ve Tarkovski'nin tahtına aday gösterilen Alexander Sokurov'a Festival'in "Sinema Onur Ödülü" takdim edildi.

Uluslararası Yarışma'da Altın Lale Ödülü, Semih Kaplanoğlu'nun "Yumurta" adlı filmine verildi.

Uluslararası Yarışma'da Jüri Özel Ödülü'ne ise Alman yönetmen Dennis Gansel'in "Tehlikeli Oyun / The Wave" adlı filmi layık görüldü.

"Kültür ve Turizm Bakanlığı Yılın En İyi Türk Filmi" ödülü Seyfi Teoman'ın "Tatil Kitabı" adlı filmine verildi.

"Kültür ve Turizm Bakanlığı Yılın En İyi Türk Yönetmeni" ödülü ise "Nokta" filminin yönetmeni Derviş Zaim'e verildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı ayrıca "Yılın En İyi Türk Filmi" ve "Yılın En İyi Türk Yönetmeni"ne 50.000'er YTL değerinde para ödülü de veriyor.

En İyi Kadın Oyuncu ödülü ise "Gitmek" filmindeki rolü ile Ayça Damgacı'ya verildi.

Bu yıl Ulusal Yarışma Jürisi'nin seçtiği En İyi Erkek Oyuncu, "Ara" filmindeki rolü ile Serhat Tutumluer oldu.

Ulusal Yarışma'da Jüri Özel Ödülü'ne "Ara" adlı film layık görüldü.

"Sinemada İnsan Hakları" yarışmasındaki Avrupa Konseyi Sinema Ödülü (FACE) ise Çinli yönetmen Li Yang'ın "Kör Dağ / Blind Mountain" adlı filmine verildi.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın medya sponsorlarından Radikal Gazetesi tarafından verilen Halk Ödülü'nü ise Uluslararası Yarışma'da Semih Kaplanoğlu'nun "Yumurta"; Ulusal Yarışma'da Çağan Irmak'ın "Ulak" adlı filmleri kazandılar.

Türkiye Domino Rekoru Kırıldı

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları kapsamında gerçekleştirdiği şovla Türkiye domino rekoru kırıldı.

Zeytinburnu Spor Kompleksi'ndeki etkinlikte, Hollanda'dan gelen uzmanlar ve öğrencilerin 225 metre karelik alanda yaklaşık 10 günde dizdiği domino taşlarına ilk hareketi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile İstanbul'un 7 tepesini temsil eden 7 ilköğretim okulu öğrencisi verdi.

Boğaziçi Köprüsü, Marmaray, Ayasofya Müzesi, Galata Kulesi, İstanbul'un 7 tepesini simgeleyen 7 tepede 7 Türk bayrağı, büyük boy Atatürk portresi, Türk bayrağı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin logosunu oluşturan 165 bin domino taşı, 7 dakikada devrildi.

Harika bir görüntü ortaya çıkıyor, mutlaka izleyin...

GÜNÜN FOTOĞRAFI - Kutup Sakinleri

20 Nisan 2008 Pazar

Bazı Ünlülerin Gerçek İsimleri

Birçok ünlüyü sahne isimleriyle tanıyoruz. Peki acaba bu ünlülerin gerçek isimleri neler? Sahne isimleri sizce daha mı güzel?

Petek Dinçöz: Diğdem Ezgü

Mahsun Kırmızıgül: Abdullah Bazencir

Bülent Ersoy: Bülent Erkoç

Kibariye: Bahriye Tokmak

Ferdi Tayfur: Turhan Bayburt

Orhan Gencabay: Orhan Kencebay

Banu Alkan: Renka Bronkavi

Kenan Pars: Kirkor Cezveciyan

Doğuş: Orhan Baltacı

Müjde Ar: Kamile Suat Ebrem

Seda Sayan: Aysel Gürsaçer

Cüneyt Arkın: Fahrettin Cüreklibatur

Sezen Aksu: Fatma Sezen Yıldırım

Ahu Tuğba: Tuğba Çetin

Asena: Onur Çakmak

Okan Bayülgen: Kaan Okan Görgün

Gönül Yazar: Gönül Özyeğiner

Neco: Tahir Nejat Özyılmaz

Muazzez Ersoy: Hatice Yıldız Levent

18 Nisan 2008 Cuma

4 Büyükler ve Şampiyonluk Yarışı


Adil Demirçubuk'un araştırmasına göre, hakem hatalarından en fazla puan kazanan takım Galatasaray!

Bu sezon yapılan hakem hataları masaya yatırıldı. Demirçubuk’un yaptığı araştırmaya göre:

Beşiktaş hakem hatalarıyla 6 puan aldı, 6 puanda kaybetti. Sonuç ‘0’

Fenerbahçe hakem hatalarıyla 3 puan aldı, 2 puan kaybetti. Sonuç ‘1’ puan kazandı.

Galatasaray hakem hatalarıyla 7 puan aldı, 2 puan kaybetti. Sonuç ‘5’ puan kazandı.

4. Hafta
Oftaş - Fenerbahçe (1-1) Hakem Barış Şimşek, Aurelio’nun düşürülmesini görmedi. 87. Dakikada Sterjovski’nin attığı gol ofsayt gerekçesiyle sayılmadı.

5. Hafta
Ankaraspor - Beşiktaş (0-0) 90+3’üncü dakikada Nobre’nin attığı gol faul sebebiyle verilmedi.

7. Hafta
Galatasaray - Beşiktaş (2-1) 23. Dakikada Arda ile Diatta’nın mücadelesinde top Arda’dan auta çıktı. Hakem Selçuk Dereli korner kararı verdi. Kornerde Hakan Balta golü attı. Arda 77. Dakikada ceza alanında yerde kaldı, Beşiktaşlıların itirazına rağmen hakem penaltı kararı verdi. Nonda penaltıdan attığı golle Galatasaray’ı 2-1 öne geçirdi.

8. Hafta
Beşiktaş - Gençlerbirliği (1-0) 45. Dakikada Ali Tandoğan taç atışını kullanırken bir ayağı oyun alanı içindeydi. Hakem Barış Şimşek pozisyonu kaçırdı, pozisyonun devamında Nobre golü attı.

10. Hafta
Gaziantepspor - Galatasaray (1-1) 90. Dakikada Nonda’nın şutu kaleci Ömer’den sekti, 1 metre ofsaytta olan Servet Çetin golü attı.

13. Hafta
Oftaş - Beşiktaş (0-1) 73. Dakikada Serdar Özkan ceza sahasında Hakan Aslantaş’ı formasından çekti, hakem Halis Özkahya pozisyona devam dedi.

24. Hafta
Ankaragücü - Fenerbahçe (0-0) Alex’in kullandığı iki serbest vuruş sırasında İlkem, Önder Turacı’yı iki kez çekerek yere düşürdü. Hakem Halis Özkahya pozisyonlara devam dedi.

Beşiktaş - Galatasaray (1-0) 85. Dakikada İbrahim Kaş, Ümit Karan’a taban girdi. Ceza sahası dışından başlayan pozisyon ceza sahası içinde sona ermişti. Hakem Bünyamin Gezer’in penaltı vermesi gerekiyordu ama pozisyonu ceza sahası dışında değerlendirerek serbest vuruş kararı verdi.

29. Hafta
Fenerbahçe - Kayserispor (2-1) Deivid kendisini ceza sahasında yere bıraktı, hakem Hakan Sivriselvi penaltı kararı verdi. 90+5. Dakikada Semih ofsayttan gol attı.

Gençlerbirliği - Galatasaray (0-1) Sabri’nin Hakan’ı iterek yere düşürmesine hakem Kuddusi Müftüoğlu devam kararı verdi.

30. Hafta
Beşiktaş - Oftaş (0-1) 72. Dakikada Serdar Özkan, ceza sahası içinde faule maruz kaldı. Hakem M.Kamil Abitoğlu pozisyona devam kararı verdi.

Hakem hataları olmasaydı; Fenerbahçe 66 puanla lider, Sivas 64 puanla ikinci, Galatasaray 62 puanla üçüncü, Beşiktaş 61 puanla dördüncü sırada yer alacaktı.

30. Hafta sonrası puan durumu şöyle:
1- Fenerbahçe 67
2- Galatasaray 67
3- Sivasspor 64
4- Beşiktaş 61
5- Kayserispor 48

17 Nisan 2008 Perşembe

Yeşil Elmalı Şampuan

Beyazıt Öztürk'ün konuk olduğu 'Genç Bakış' programında anlattığı ve "Bu benim hayatımın kısa bir özetidir" şeklinde tanımladığı hikayesi. Buyrun izleyin, pişman olmazsınız...

13 Nisan 2008 Pazar

Altın Şans - Fool's Gold

Ben “Finn” Finnegan (Matthew McConaughey), sörfçülükten hazine avcılığına geçiş yapmış genç ve iyi niyetli bir adamdır. 18. yüzyıldan kalma egzotik hazinelerle dolu kırk sandık içeren efsanevi Queen’s Dowry hazinesini takıntı hâline getirmiştir. Hazine arayışı sırasında, Finn, Tess Finnegan’la (Kate Hudson) evliliği ve hurda yığını hâline gelmiş teknesi “Booty Calls” da dahil olmak üzere sahip olduğu her şeyi yitirmiştir.

Tess milyoner Nigel Honeycutt’ın (Donald Sutherland) dev yatında çalışarak hayatını yeniden kurmaya başlamışken, Finn hazinenin nerede olduğuna dair çok önemli bir ipucu keşfeder. Bu bilgiyle hayatının değişeceğinden emin olan Finn, Nigel’ın yatına girmenin bir yolunu bularak bu varlıklı adamı ve sosyetenin gözde bekarlarından olan kızı Gemma’yı kendisiyle birlikte İspanyol hazinesini aramaya ikna eder. Bu arama seferi, tüm direnişine rağmen Tess’in keşif aşkını yeniden alevlendirir. Ama hazinenin peşinde sadece onlar yoktur..

Matthew McConaughey'i Al Pacino ile oynadığı Kirli Para - Two For The Money'den ve Sahara'daki müthiş performansından tanıyoruz. Bu sefer de iyi bir iş çıkarmışa benziyor. Romantik komedi ve aksiyon macera türlerini sevenler için ideal bir film.

TOKİ TOKİ BU NE OLAKİ?

TOKİ'nin yaptırdığı evlerin çatılarındaki HAÇ işaretleri görenleri hayrete düşürdü.

Balıkesir Belediyesi tarafından TOKİ’ye yaptırılarak vatandaşa satılan evlerin çatılarındaki HAÇ işaretleri görenleri hayrete düşürürken işaretlerin ilginç detayları var.

Habervatan'ın haberine göre TOKİ konutlarında HAÇ işaretlerinin konduğu binalar, Caminin sağ ve sol tarafına inşa edilmiş. Ayrıca 2.Etapta bulunan iki tip konuttan dört katlı olanlar değil de oniki katlı olanlar seçilmiş. HAÇ’lar cami minaresinde bulunan HİLAL’den daha yüksekte bulunuyor.

Balıkesir’de infial yaratan bu olay, konutlar üzerinden geçmekte olan bir pilot tarafından tesadüfen fark edildi. Olay MHP Balıkesir Mrk.İlçe Bşk. yardımcısı Fahrettin Sayıt tarafından yerel basın aracılığıyla tüm Balıkesir'lilere duyuruldu.



Kaynak: gasteci.com

11 Nisan 2008 Cuma

Bu Hafta Vizyona Giren Filmler

Sokağın Kralları (Street Kings)
Ludlow (Keanu Reeves) kendi dünyası ile sokaklar arasındaki uçurumu hiçbir zaman aşmamış kıdemli bir polistir. Ancak karısını kaybettikten sonra hayatı keyifsiz, karanlık ve ölümcül bir hâl alacaktır. Görev aldığı polis departmanında yozlaşmaları fark eden Ludlow, partnerinin ölümü ile ilgili dosyada araştırma yaparken, tüm hayatını adadığı ve kendisinin de içinde bulunduğu teşkilâta başkaldırmak zorunda kalır.

Ana Kuzusu (Mama's Boy)
29 yaşındaki Jeffrey annesi Jan ile birlikte yaşamaktadır ve bu yaşamdan da vazgeçmeye hiç niyeti yoktur. Jeffrey’nin hayatı annesi çekici Mert ile tanışınca tehlikeye girer. Mert eve taşınınca Jeffrey annesi ile yeni sevgilisinin ilişkisini sabote etmek için Nora’dan yardım alır. Rekabet gittikçe artarken, herkesi şaşırtan bir gelişme olur ve Jeffrey yavaş yavaş içindeki “yetişkin” i keşfetmeye başlar.

Özellikle Anne rolündeki Diane Keaton'ın performansına güvenerek bu filme gitmeyi düşünüyorum. Pekçok ödül sahibi (Oscar dahil) ünlü oyuncuyu The Godfather filminden Don Michael Corleone'nin (Al Pacino) eşi rolünden hatırlayacağınızı umarım...

Cennet
Can, 7 yaşındayken annesinin ölümü ile yaşadığı büyük travmadan sonra çevresi ile bütün iletişimini koparmış, yaygın tanımla gerizekalı bir gençtir. Düşük zekasına rağmen inanılmaz bir hayal gücüne sahiptir. Annesini hayal dünyasında yaşatmış ve 29 yaşına kadar sadece onunla iletişim kurmuştur.

Bunca yıldır kendi kendine yarattığı cennetin içinde yaşarken bir gün artık o cennette yalnız olmadığını farkeder. Genç ve güzel bir kız da kendisine eşlik etmeye başlamıştır. Bunca yıldır kendi dünyasında kurduğu bu cennetten çıkarılıp başkalarının cennetinde yaşamaya mı mecbur edilecektir?

Kapan (Fermat's Room)
Birbirini hiç tanımayan dört matematikçi, gizemli biri tarafından büyük bir bulmacayı çözmeleri için gizemli bir mekana davet edilir. Kendilerine yöneltilen soruları zamanında ve doğru olarak çözemezlerse, içinde bulundukları oda bir anda ölüm tuzağına dönüşecektir.

Bunun yanı sıra çözmeleri gereken en önemli problem ise, kendilerini buraya getiren sebep ve aralarındaki ilişki olacaktır.

Lanetli Topraklar (The Ruins)
Çok iyi arkadaş olan Amy ile Stacy, yanlarına erkek arkadaşlarını da alarak Meksika’daki turistik bir bölgeye tatile giderler. Arkeolojik kazı bölgesine vardıklarında beklenmedik olaylar meydana gelince korkuya kapılan genç gezginler, eski bir taş yapının tepesine sığınırlar. Orada gizlenmiş ölümcül tehditle yüz yüze kaldıklarında gençler için vahşi bir hayatta kalma mücadelesi başlayacaktır.

Vesaire Vesaire
Mimar Sinan Üniversitesi'nde Tunç Başaran'ın öğrencisi olan Roksen Lülü'nün okul için çektiği kısa filmden yola çıkılarak hayata geçirilen “Vesaire Vesaire”, hayatın aslında vesairelerle biraraya gelmesini ele alıyor.

Sağlığı bozulan ünlü yazar Arda Başar (Rutkay Aziz), içinde bulunduğu koşullardan sıkılıp bir anda yaşadığı şehri değiştirme kararı alır. Nereye gideceği konusunda hiçbir fikri olmadan eşyalarını toplar ve kendisini güney sahillerimizden Marmaris’te bulur..

Bu küçük sahil kasabasında tesadüf sonucu peşpeşe tanıştığı sevimli bir köpek, genç bir kız ve bilge bir ayyaş, Arda’nın hayatının akışını beklenmedik bir şekilde değiştirirler.

GÜNÜN FOTOĞRAFI - Taşınanı Taşıyanı Taşıyan...

9 Nisan 2008 Çarşamba

Japonlardan İstiklal Marşı!



‘Hoşgörü ve ötekini anlama’ temalarını ağırlıkla işleyen Pangea Film Festivali için hazırlanan tanıtım filmlerinde, İstiklal Marşı'mız, Japonlar tarafından kendilerine özgü estrümanlarla seslendirildi.

Ülkemizde pek çok insanın -özellikle söylemeye çalışırken saçmalayan devlet kişileri- bırakın söyleyebilmeyi, sözlerini dahi bilmediği Milli Marşı'mızın Japonlar tarafından değer verilerek seslendirilmesi oldukça manidar olmuş. Sanmıyorum ki bu videoyu izledikten sonra yüzleri kızarsın.

Bangkok Dangerous

Bangkok Dangerous 1999 yılı Tayland yapımı filmin yeniden çevrimi. Aksiyon ve Gerilimden hoşlananlara “Nicholas Cage” eşliğinde kusursuz bir 2008 filmi.

Özet: Joe (Nicolas Cage), Surat adlı acımasız suç patronunun dört düşmanını öldürmek üzere Tayland’ın başkenti Bangkok’a iner. Bu ülkeyi hiç tanımadığı için kendisine yardım etmesi ve yol göstermesi için Kong (Shahkrit Yamnarm) adlı bir dolandırıcıyla anlaşma yapar. İşini tamamladıktan sonra onu da öldürüp bütün izleri yok etmeyi planlamaktadır.

İşin tuhafı, tam bir yalnız kurt olan Joe kendisini bu genç adama akıl hocalığı yaparken bulacak, bu arada yerel bir dükkanda çalışan sağır ve dilsiz bir kıza adım adım aşık olacaktır. Bangkok kentinin sarhoş edici güzelliklerinde ilerlemeye çalışan Joe kendi varoluşunu sorgulamaya başlar. Surat’ın katliam zamanının geldiğini düşündüğü sırada Joe artık değişmiş, bambaşka birisi olmuştur.

Film, 22 Ağustos'ta Amerika'da gösterime girecek. Türkiye tarihi is henüz belli değil...

Teşekkürler Fenerbahçe...


Turu geçemesek de azmimizi, inancımızı ortaya koyduk. Sahadan başımız dik ayrıldık... Bu yüzden üzülmek anlamsız, nasıl olsa seneye de buradayız. Chelsea'nin hesabını o zaman keseceğiz.

8 Nisan 2008 Salı

Madonna'nın yeni video klibi yayınlandı!

Madonna'nın 29 Nisan'da piyasaya çıkacak olan 'Hard Candy' isimli albümünün 4 Minutes adlı şarkısına klip çekildi ve yayınlanmaya başladı.

Klipte Madonna'ya Timbaland ve Justin Timberlake eşlik ediyor. Klip Avrupa ve Dünya listelerinde ilk sıralarda kendine yer bulmuş bile...

6 Nisan 2008 Pazar

Counter Strike 1.6

Kendimi bildim bileli bu oyun var. Yıllarca da tahtını bırakmayacak gibi gözüküyor. CS'de iyi bir oyuncu olmak için bazı kriterleri tutturmak gerekiyor.

Mesela bunlardan birisi; haritaları çok iyi bilmek. Bu sayede sadece kendi pozisyonunuzu kurmakla kalmıyor, aynı zamanda rakibinizin de pozisyonunu ve hareketlerini tahmin etme şansına sahip oluyorsunuz.

Bir diğeri ise; her harita için ayrı ayrı ama sağlam stratejilere sahip olmak. Elbetteki bu stratejiler hazır bir şekilde önümüze sunulmuyor. Sunulsa da, bazı sitelerin yaptığı gibi, bunları uygulamak mümkün olmuyor. Ancak PC başında saaatler harcanarak, deneme yanılma yöntemiyle ve fazlaca emek verilerek kurulabiliyor. Dolayısıyla strateji kişiye özgü olmalı.

En önemlisi ise, yetenek. Bu oyun için binlerce saat de harcasanız, çok iyi bir strateji de kursanız yetenek olmadan olmuyor. Eh biraz şans da hiç fena olmaz...

İşte bugün o yetenekli arkadaşlardan birinin görüntülerini paylaşmak istedim. Kanadalı oyuncu shaGuar... Ben ona HeadShot ustası diyorum. İzleyin ve görün. Hak vereceksiniz...

GÜNÜN FOTOĞRAFI - İşbitirici Genç


Iğdır'da evlere tüp servisi yapan bir genç bisikletiyle 5 tüp taşıyarak görenleri hayrete düşürüyor.

4 Nisan 2008 Cuma

27. İstanbul Film Festivali Başlıyor...

Bu yıl 27. kez düzenlenecek İstanbul Film Festivali, Lütfi Kırdar'da düzenlenecek bir törenle açılıyor. Sunuculuğunu Cansu Dere ile Mehmet Ali Alabora'nın üstlendiği açılış töreni boyunca Şevval Sam izleyicilere sahnede film müziklerinden derlenmiş şarkı- larıyla renkli bir program sunacak.

Festival Açılış Töreni'nin özel konuğu ise İtalyan sinemasının güzelliği ve yeteneğiyle hafızalardan silinmeyen yıldızı Claudia Cardinale. Törende Claudia Cardinale'a İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın "Yaşamboyu Başarı Ödülü" verilecek. Törende ayrıca, Türk Sineması'nın üç büyük oyuncusu Ekrem Bora, İzzet Günay ve Ediz Hun'a Festivalin "Sinema Onur Ödülleri" takdim edilecek.

Açılış Töreni'nde Festival Sponsoru AKBANK ile Festival'in diğer destekçilerine İKSV tarafından birer teşekkür plaketi sunulacak. Açılış Töreni'nin ardından Festival, Nadine Labaki'nin Karamel adlı filmiyle açılacak. Lübnanlı yönetmen Nadine Labaki de filmini sunmak üzere törene katılacak.

Festival, 5 Nisanda Emek Sineması'nda Lübnan-Fransız yapımı, yönetmen Nadine Labaki imzalı ''Karamel'' isimli filmin gösterimiyle başlayacak

Sinemaseverler, festival programına www.iksv.org internet adresinden ulaşabilecek.Bu yıl Akbank Sanat'ın katkılarıyla festivalin internet üzerinden yayımlanacak bir de ''Festival Gazetesi'' yer alacak. Gazete www.festivalist.com adresinden takip edilebilecek.

Film gösterimleri Beyoğlu'nda Emek, Fitaş 1, Atlas 1 ve Atlas 2, Beyoğlu ile Kadıköy'de Rexx sineması olmak üzere 6 sinemada gerçekleştirilecek.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı

3 Nisan 2008 Perşembe

FIKRA - 85 Yaş

85 yaşında bir adam doğumhanenin kapısında beklemektedir.
Doğumhaneden çıkan doktor şöyle bir bakındıktan sonra yaşlı adama sorar:
-"İçeride doğum yapan bayan yakınınız mı?"
-"Evet, eşim."
-"Ama bayan 25 yaşlarında..."
-"Tamam işte, eşim o. Niye şaşırdınız, baba olamaz mıyım yani?"
-"Yoo, aklıma benim dedem geldi de."
-"Nesi varmış dedenizin?"
-"Kendisi av meraklısı idi. Sürekli ava çıkardı. Ancak yaşlanınca zorlanmaya başladı. Bir gün ava çıkacakken kendisini uyardık, aman yapma dedecim, sen yaşlandın, ava gidemezsin diye. Kendisi ısrar etti ve hazırlandı. Eee, tabi yaşlılık, çıkarken tüfek yerine baston aldı eline. Ben de kendisiyle gittim. Ormanda bayağı yol yürüdükten sonra bir geyik gördük. Dedim ya, dedem yaşlı. Bastonu omzuna koydu, doğrulttu ve geyiğe bastonla ateş etti. Geyik o anda vurulup yere düştü..."
-"Olur mu, başkası vurmuştur onu."
-"Ben de onu demeye çalışıyorum..."

GÜNÜN FOTOĞRAFI - Avrupa Fatihi


Avrupa'nın üzerinde yükselen güneş...

FENER ÇAKAR, AHMET BAKAR...


FENERBAHÇE : 2 CHELSEA : 1

GERİYE DÜŞTÜK...YILMADIK...ASILDIK MAÇA BIRAKMADIK...YÜREĞİMİZİ KOYDUK MAÇA... NAMAĞLUP CHELSEA'Yİ 2-1 BOYNU BÜKÜK GÖNDERDİK EVİNE...


Fenerbahçe rakibine yine geçit vermedi. İlk yarıya iki takım da kontrollü başladı. Ancak 13. dakikada Deivid'in kalemize attığı golden sonra demoralize olarak orta sahanın hakimiyetini Chelsea'ye kaptırdık. Böylece ilk yarı Chelsea’nin üstünlüğü ile geçti. İkinci yarıda ise inanmış ve mücadele eden bir Fenerbahçe vardı sahada. 54'te Colin Kazım’ın oyuna girmesiyle işler değişti. Fenerbahçe kanatları kullanarak gol aramaya başladı; ve 64. dakikada beklenen gol Colin Kazım'dan geldi. 1-0 öne geçtikten sonra karşısında Fenerbahçe'nin ezilip büzüleceğini sanan Chelsea şaşkına döndü. 80. dakikada ise Deivid Chelsea'nin biletini kesti, Sevilla maçına nazire yaparcasına. Yaklaşık 30 metreden attığı o muhteşem golden sonra adeta “kendi kalemede atarım size de atarım, burada golleri ben atarım” diyordu.

Yine rakibe gol attırmadık! Şampiyonlar Ligi maçları boyunca sadece iki gol yiyen ve altı maçtır yenilmeyen Chelsea’ye tek maçta iki gol birden attık. Volkan’ın performansı takdire şayandı. Maldonado da kusursuz oynadı.. Aurelio zaten herzamanki gibi maçın en iyilerindendi. Nihayetinde, Chelsea de Şükrü Sraçoğlu’ndan boynu bükük ayrılanlar kervanına katıldı. Bundan sonra turu koparmak için yapılması gerekenler belli. Bu maçta eksiklerimiz vardı. Eminin Ada’daki oyun da, skor da daha farklı olacaktır. Tur atlayamasak bile kesin olan tek şey; Fenerbahçe’nin Avrupa’da sıkı bir reklam yaptığı gerçeğidir.

Umarım ikinci maçtan sonra da bu kadar coşkulu, bu kadar sevinçli oluruz.. Bu skor, "Fenerbahçe Chelsea’yi yenemez" diyen Ahmet Çakar’a bir mesaj olsun. Her yerde atıp tutmasın, biraz ağzını tutsun...

Pişti oldunuz sayın Ahmet Çakar, nabeeer ;)

1 Nisan 2008 Salı

EN KOMİK 1 NİSAN ŞAKALARI...

Evinizden çıkmadan önce 1 Nisan'ın "şakanın evrensel günü" olduğunu unutmamak için önlem alın. Yoksa hiç ummadığınız bir anda şaka kurbanı olabilirsiniz. İşte, Türkiye ve dünyadan ünlü 1 Nisan şakaları:

1957'DE BBC'nin saygın haber programı "Panorama", ılık geçen kış nedeniyle ağaçlarda spagetti yetişmeye başladığını duyurdu.

1962'DE İsveç'in siyah beyaz yayın yapan tek televizyon kanalına çıkan bir teknisyen, ekranın önüne bir naylon kadın çorabı geçirerek renkli televizyon izlenebileceği müjdesini verdi.

1976'DA İngiliz gökbilimci Patrick Moore, 1 Nisan'da 09.47'de Plüton Jüpiter'in arkasından geçerken sıçrayanların havada uçma hissini yaşayacaklarını söyledi.

1998'DE Burger King USA Today'e verdiği bir sayfalık ilanda solaklar için özel olarak hazırlanmış "whopper" mönüsünü sunacaklarını açıkladı. Şirket ertesi gün bunun şaka olduğunu duyurdu. Ancak müşteriler günlerce bu mönüden istedi.

1 NİSAN 2006 tarihinde Kadıköy- Beşiktaş seferini yapan vapura binen Murat Alas, "üzerinde bomba olduğunu" söyledi. Şakacı, vapur iskeleye yaklaşınca gözaltına alındı ve 2 Nisan'da tutuklandı.
Kaynak : Zekirdek.Com

29 Mart 2008 Cumartesi

GÜNÜN FOTOĞRAFI - Çeşme Kuşu

Dün akşam, Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü tarafından hazırlanan 11. Tiyatro Haftası etkinlikleri kapsamında Musahipzade Celal’in “İstanbul Efendisi” isimli oyununu izledim. Daha önce İzmir Devlet Tiyatrosu’nda da gösterimde olan oyun bu kez üniversite öğrencileri tarafından sergilendi. Üstelik 27 Mart Dünya Tiyatro Günü vesile- siyle de ücretsizdi. Yağmurlu havaya rağmen bir hayli ilgi vardı.

Biraz oyundan bahsetmek istiyorum sizlere.. Oyun, aslında bir Perdeli Ortaoyunu. Oyunda; zamanın Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na eş bir görevi sürdüren Savleti Efendi’nin kimliğinde dönemin cinli - büyülü toplumsal yapısı içinde gelişen romantik bir aşk öyküsünün dolambaçlı serüveni anlatılıyor. Savleti Efendi’nin yanısıra Afet Hanım ve Feraset de oyunun ana karakterlerinden.

Oyun, eleştirel bir nitelik de taşıyor. Savleti Efendi’nin elindeki onca güce rağmen cine, büyülere inanması ve onlardan medet umması şiddetle hicvediliyor. Yani hala eskimeyen, güncel mesajlar taşıyor. Senaryodaki ufak değişikliklerle günümüz toplum ve zihniyet yapısına da göndermeler yapılmış. Özellikle Avrupa Birliği, Bakan ve politikacılar, kadın programları ve reklamlarla ilgili olanlar oldukça keyifliydi…

İstanbul Efendisi, içinde komedi öğelerini sıkça barındıran bir oyun. Zaten dolantı komedisi türünün en iyi örneklerinden biri sayılıyor. Oyunun müzikal yönü de performansa önemli katkıda bulunarak seyircinin keyifli dakikalar geçirmesini sağlıyor. Özellikle oyunun başlangıcında ve bitiminde sergilenen toplu dans gösterisi ilgi çekiciydi.

Uzun lafın kısası; gittik, gördük ve beğendik. Tiyatroya ilgi duyanlara, bolca gülmek ve hoşca vakit geçirmek isteyenlere tavsiye edilir.

28 Mart 2008 Cuma


GANDALF ARAMIZA DÖNÜYÖR

JRR Tolkien'in romanından uyarlanan 'Yüzüklerin Efendisi' nin Gandalf'ı yeniden beyazperdeye dönüyor. Bu güzel haberi veren ise Hobbit adlı seride tekrar büyücü rolüne geri dönecek olan Ian McKelllen.

Aktör Ian McKellen, kendi özel web sitesinde hayranlarıyla yaptığı konuşmada Gandalf rolüne geri döneceğini açıkladı. New Line film şirketinin yine Peter Jackson'la çekeceği iki yeni film Hobbit'in devamı şeklinde olacak.

Peter Jackson'ın yapımcılığını yapacağı bu yeni Hobbit serisinin yönetmeni ise, Guillermo del Toro. 2010 ve 2011'de vizyona girecek bu iki filmin 150 milyon dolara mal olacağı düşünülüyor.

Kaynak: HaberTürk.Com